Mezhep, İhtiyarlık, Çatışma ve Güneş Işığı

Sabah erken uyandım. Amcamın (bkz. bu yazı ) ev sahipliği yaptığı namaza gidecektim. Bugünlerde içinde bulunduğum, geçici olduğunu tahmin ettiğim ama nasıl ve ne zaman geçeceğini bilmediğim bir ruhsal çıkmazın etkisiyle biraz geç uyandım, sessizce hazırlandım ve öz amcamla beraber namaza yetiştik. Namazın yapılacağı türbenin çevresi oldukça kalabalıktı (Yaşadığım yerde büyüklü küçüklü çok sayıda türbeyi her yerde görebilirsiniz, kimi zaman bir ev ile aynı metrekareyi samimiyetle paylaşır bir türbe, kimi zaman ıssız bir dağ başında yalnızlığının bütün bilgeliğiyle durur). Büyük bir şehrin hemen yanı başında, onunla iç içe ve gelişmeye başlayan samimi bir deniz kenarı kasabasının yeni nesil yazlık sitelerinin yanındaydı bu türbe. Hava yağmurlu. Etraftaki ağaçlar içimi açıyor güneşi görmesem de ama arabalar ve yan taraftaki yazlık site biraz içine gireceğim manevi anın büyüsünü şimdiden engelliyor. Yine de denize bu kadar yakın olduğumu –tahmini yüz adım- bilmek beni mutlu ediyor. Kokusunu ve havasını göğüs kafesime dolduruyorum.

Okumaya devam et →

Bir Fakir Orhan Veli

Bir metni yazarından bağımsız düşünmek oldukça zor olduğu gibi bu metin bir şiir olduğu zaman şair ile metin arasındaki bağlantı daha da güçlenir. Klasik şiir anlayışını yıkıp yerine eski şiire aşina olanların anlaşılmaz bulduğu bir şiir anlayışı getiren, bu şiirlerinde gündelik hayattan, gündelik insanlardan, her zaman her yerde rastladığımız Süleyman Efendi’den bahseden; klasik şiirin etrafında dönüp durduğu temalardan sıyrılan, arkadaşına mektup yazarken, sarhoşken, meyhanedeyken, hatta çocukken kullandığı dili şiirlerinin içine sindiren Orhan Veli söz konusu olduğunda ise şiirlerini okurken onu yansıtan pek çok nokta yakalayacak olmamız hiç şaşırtıcı değil.

Okumaya devam et →