Nikos Kazancakis’in Zorba isimli kitabında okuduğum her satır gözümün önünde bir pencere açar: Akdeniz’in maviliği alabildiğine, güneş batıyordur ve batarken turuncuya boyuyordur bütün gökyüzünü, geceyle olan savaşını kaybetmek istemezcesine, ilerde bir sandal zamanın içinde değil, hayır sadece bir anın, şimdinin içinde, geçmişle geleceği belirleyen o sınırda bir o yana bir bu yana salınmaktadır. Sandalın içindeki beyaz sakallı yüzü güneşte kavrulmuş ihtiyar hafif bir tebessümle bakmaktadır, geçmişe ve meçhul geleceğe… Zorba değil bu, Kazancakis’in Zorba’sı kel ve palabıyıklıdır, benim ihtiyarım ise aynı Zorba gibi çok görmüş geçirmiştir gerçi ama farklıdır ondan. Sevdikleri, yaşanmışlıkları, düşündükleri, ve bu hayatla verdiği mücadele yüzünün derin hatlarından okunmaktadır.
Okumaya devam et →